Takvimdeki Bir Tarihten Fazlası
Serap Oruç
Bir avuç vatan sevdalısının dünyaya meydan okuduğu, en sağlam kalkanımız olan Cumhuriyetimizin 103. yaşına girmesini birkaç gün evvel eşiktekinden beşiktekine ve yediden yetmiş yediye her kesimden insanımızla güçlü bir şekilde kutlayarak; tüm dünyaya vatanımıza, milletimize, bayrağımıza sarılmanın bizde huy olduğunu, bu sevdayı gözümüzün feri saydığımızı bir kez daha gösterdik.
Cumhuriyet'in onur, şeref ve değerlere sahip çıkmak olduğunu; yurda tutunuş olduğunu; ideolojik bir duruştan ve takvimdeki bir tarihten fazlası olduğunu; anlaşılmaya, yaşatılmaya, savunulmaya daima muhtaç olduğunu, aydınlığından korkulmaması gerektiğini (bunun nedeninin de bizim bu vatana daima muhtaçlığımız olduğunu) bir kez daha gür sesimizle milletçe ifade ettik. Cumhuriyet değil de manda ile yönetilseydik ne gösterebilir ne de ifade edebilirdik.
Bizim topraklarımız yüzü ak, alnı açık kahramanlarımız olan atalarımızın kanıyla inşa edilmiş topraklar.
Şerife Bacı'dan, Seyit Onbaşı'ndan, Gördeşli Makbule'den, Nezahat Onbaşı'ndan, Halime Çavuş'tan, Nene Hatun'dan, Hafız Selman İzbeli'den, Rahime Hatun'dan, Sütçü İmam'dan ve daha nice memleketimizin evlatlarından, atalarımızdan devraldığımız topraklar.
Şayet atalarımız zor zamanlarında vatanımızı terk etselerdi bugün bizlere emanet olan bu topraklardan, Türkiye'den, Cumhuriyet'ten bahsetmeyecektik. Bizim atalarımız sadece düşmanı yendiğinde değil, düşmana yenildiğinde ve tüm imkânlardan yoksun kaldığında da bayrağımızı, milletimizi, vatanımızı sahiplendi. Şimdi bayrağımıza, milletimize, vatanımıza biz de onların açtıkları yolda, gösterdikleri hedefte ilerleyerek sahip çıkacağız pek tabii ki.
Düşüncelerimiz, fikirlerimiz nedeniyle kopukluklar yaşasak da olumsuz olaylar, hırsızlar, kötülükler, caniler, teröristler, katiller yüzünden zaman zaman toplum olarak sarsılsak da bunlar bizi yıkılacağımız konuma getirmemeli, birliğimizi ve dirliğimizi asla bozguna uğratmamalıdır.
Omurgasız olanların omurgalı duruşlardan haz etmeyeceklerinin bilinciyle ve bu duruşumuzun bize bazı bedeller ödeteceğini de bilerek birliğimizi ve dirliğimizi daima korumalı ve muhafaza etmeliyiz.
Nice 103. yıllara güzel ülkem, canım ülkem.
Atalarımızın ömrü nasıl ki seni severek nihayet bulduysa bizim ömrümüz de seni sevmekle nihayet bulsun. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk Gençliğine Hitabe'sindeki şu sözleri daima bizim yolumuza ışık olsun:
"Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve hâricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar gaflet ve delâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur." Saygılar.
