Bezdim Artık Hayattan, Bezdim!
Serap Oruç
Bir fakir ihtiyar oduncu gider.
Koca bir yük odun tedârik eder.
Güç ile sırtına o bârı alır.
Götürür hayli ter içinde kalır.
Nefesi refte refte pek daralır.
Kalmayıp tâbı akıbet bunalır.
Yükü birden bire zemine atar.
Der ki: “Fevt olmayan belâya çatar
Çekilir şey midir bak imdi şu bâr
Bunu ben yüklenir miyim tekrâr
Yükler altında kendimi ezdim.
Bezdim artık hayattan bezdim”
Durmaz eyler şu vech ile feryâd:
“Melekü’l-mevt, nerdesin? İmdâd!”
Etmeden istigâseyi tekmil, belirir karşısında Azrâil.
Der ki: “Âdem, ne şekvâ-perversin?
İşte geldim! Nedir? Ne istersin?”
Şaşırır ihtiyâr, nâdim olur.
Düşünür şöyle bir cevap verir:
“Ben mi? Ben bir şey istemem ammâ; edeyim bâri bir hafif recâ! Sana Mevlâ “Sevâba girme” mi der, şu yükü tut da sırtıma koyuver.”
Boileau’dan Tercüme: Muallim Nâci)
Yaşama Arzusu ve Sırtımızdaki Küfeler Edebiyatımızın zarif kalemlerinden Muallim Nâci’nin Fransız şair Boileau’dan dilimize kazandırdığı bu kıymetli şiir, insana dair en yalın hakikatlerden birini serer önümüze.
Sırtındaki odun yükünün altında nefesi daralan, takati kesilen ve çaresizlik içinde yükünü toprağa fırlatan o ihtiyar oduncu; aslında hepimizin zaman zaman hissettiği o ağır duyguları temsil eder. Oduncu, sırtındaki yükün değil; hayatın ruhunu ezen o genel ağırlığına dayanamayarak Azrail’e feryat eder:
“Bezdim artık hayattan, bezdim! Melekü’l-mevt, nerdesin? İmdâd!”
Ancak insanoğlunun en büyük yanılgısı, içindeki anlık öfke ve çaresizliği "sonu istemek" ile karıştırmasıdır. Oduncu henüz feryadını tamamlamadan Azrail beliriverir karşısında. O an şaşkınlığa uğrayan ve pişman olan ihtiyarın verdiği cevap, aslında hepimizin içindeki o değişmez yaşama arzusunun özeti değil midir?
“Ben mi? Ben bir şey istemem ammâ... Şu yükü tut da sırtıma koyuver.”
Zirâ oduncunun sırtındaki küfeler, aynı zamanda onun hayata tutunma nedenidir.
İçimizde taşıdığımız gizli hikâyeler bizi ayakta tutar.
İçinde yaşadığımız şu dünyada hangimiz zaman zaman o oduncu gibi hissetmiyoruz ki?
Her birimiz içimizde kimsenin görmediği hikâyeler taşıyoruz. Verdiğimiz mücadeleler, kalbimizde kopan fırtınalar, yorgunluklar ve yükler bambaşka:
Geçim derdi ve sorumluluklar, hastalıklar ve sınavlar, belirsizlikler ve hayatın o hiç bitmeyen koşuşturmacası…
Bazen hepimizin sırtındaki o "bâr" (yük) öyle ağırlaşır ki soluğumuz kesilir. "Takatim kalmadı, artık pes ediyorum" dediğimiz anlar olur. Her şeyi öylece bırakıp çekip gitmek isteriz, isyan ederiz. Fakat isyanımız hayata değil, hayatın bize verdiği yükleredir.
Aslında yaşamaktan vazgeçmek istemeyiz; sadece sırtımızdaki küfenin biraz daha hafif olmasını, bir anlığına nefes alabilmeyi ve yükümüzü birlikte hafifletecek bir yarene rastlamayı talep ederiz.
Ölümü veya bitişi bir kaçış olarak düşlediğimiz en karanlık anlarda bile, belirsizliğin soğuk yüzüyle karşılaşınca yaşamanın ne kadar kıymetli olduğunu hatırlarız. O an, Azrail’den yardım isteyen oduncu gibi, bizi ezen o yükü bile yeniden sırtlanmaya razı oluruz; yeter ki nefes almaya devam edelim.
Hayat, omzumuza konulan yüklerle sınandığımız uzun bir yolculuktur. Oduncunun hikâyesi bize gösteriyor ki yaşama arzusu, insana verilen en güçlü güdüdür. Yeter ki o yükü taşırken zaman zaman durup soluklanmanın, yardım istemenin bir pes ediş değil, insani bir ihtiyaç olduğunu kabul edelim.
Şimdilerde sırtınızdaki odunlarınız her ne ise ve size fazla ağır geldiyse, Muallim Nâci'nin oduncusunu hatırlayın:
Zirâ hayat, tüm ağırlığına rağmen her daim durup soluklanmaya ve bütün gücümüzü yeniden toparlayıp yürümeye değer. Saygılar.