Allah'tan Başka Kimseden Korkum Yok
Serap Oruç
Geçenlerde Cengiz Han'la ilgili şöyle bir hikâye okudum: Cengiz Han o kadar çok suikasttan korkarmış ki bir dönem hep yanında muhafızlarıyla dolaşırmış, halkın içine bir türlü karışamazmış. Fakat bir süre sonra artık korkunun kendisini çok fazla yönettiğini düşünerek bütün muhafızları yanından uzaklaştırmış, zırhlarını da atmış. Hikâye bu ya işte, insanların içine karışmaya başlamış. O zaman düşmanları şöyle düşünmüşler: “Cengiz Han bunu yaptığına göre gizli muhafızları etrafında dolaşıyor, bizi oyuna getirmek istiyor.”
İnsan olarak hepimiz hayatımız süresince kendimizi dışarıdaki tehlikelerden korumak, sahip olduklarımızı kaybetmemek ya da incinmemek için etrafımıza aşılması güç duvarlar öreriz. Ancak bir noktadan sonra fark etmeden inşa ettiğimiz o koruma kalkanları, bizi koruduğu kadar hapseden birer zindana dönüşür.
Korku, insanın hayatta kalmasını sağlayan en temel hislerden biridir elbette. Hatta asıl yiğitliktir yeryüzünde. Fakat ne zaman ki iradeyi ele geçirir, işte o zaman insan kendi krallığında bir esire dönüşür.
Korku ve endişe büyüdükçe taşıdığımız zırhlar da ağırlaşır; kendi kalbimizin, ruhumuzun sesini duyamaz hale geliriz. Şüpheler ve vesveseler ile içimizdeki yalnızlığı ve korkuyu her geçen vakit biraz daha büyütürüz.
Gelelim hikâyenin bize anlatmak istediğine ya da daha doğrusu benim anladığıma: Cengiz Han en savunmasız haliyle insanların arasına karıştığında, düşmanları bu halini bir kabulleniş veya cesaret olarak göremez. Oysa çıplak gerçek o kadar duru, hesapsız ve savunmasızdır k; kitleler ve düşman zihinler bunun arkasında mutlaka kurnazca hazırlanmış bir komplo ararlar.
Bu durum, insanoğlunun ve içinde yaşadığımız toplumun en büyük problemlerinden birini gözler önüne seriyor aslında. İnsan zihni, gücün ve büyük hamlelerin arkasında her zaman karmaşık stratejiler görmeye alışkındır. Bu nedenle doğallığın, sadeliğin ve hesapsız bir duruşun kendi başına bir güç olabileceğini kabullenmekte zorlanırız. Cengiz Han’ın düşmanları, karşılarındaki şeffaf gerçekliği değil, kendi zihinlerinde kurguladıkları "ulaşılmaz ve tehlikeli lider" imajını muhatap alırlar. Zirâ insan çoğu zaman muhatabını değil, kendi kafasındaki kurguyu ve kuruntuyu görür. Üstelik dilimizde sıkça kullandığımız "Allah'tan başka kimseden korkum yok" diyebilmek, hiçbir savunmaya ihtiyaç duymamaktır. Samimiyet ve korkusuzluk, en iyi kurgulanmış stratejilerin bile üstünde değil midir?
Hâsılı; hayatın içinde etrafımıza topladığımız muhafızlar ve üzerimize geçirdiğimiz zırhlar, bizi tehlikelerden koruduğu kadar hayatın kendisinden, insanlardan ve hakikatten de uzaklaştırır. Asıl mesele, dışarıdaki olası tehditlerle savaşmak değil, kendi içimizde beslediğimiz o kuruntulu muhafızları azletmektir.
Sırtımızdaki ağır zırhlardan arınacak kadar özgürleşebildiğimizde, bizi hedef almak isteyenlerin zaten kendi kurgularında kaybolacağını görmek cesaretimizin göstergesidir.
Sürekli huzursuz olmak, sorgulamak, ürkmek ve sinmek yerine; korkumuzla ya da korkularımızla kurduğumuz ilişkiye nasıl baktığımızı yeniden gözden geçirmemiz dileğiyle.
Saygılar.