Serap Oruç

Üzerindeki Elbiseyi Değiştiren Sadece Zaman

Serap Oruç

​Geçenlerde Malatya'nın Darende ilçesinde doğmuş 19. ve 20. yüzyıl halk şairi Penâhî mahlasıyla bilinen Mustafa Müslim Ocak'ın bir şiirine denk geldim. 

Okudukça yüzyıllar öncesinden bugüne söylenmiş sözler duydum. Şair öyle bir dokunmuş ki yaramıza, "İnsan aynı insan, his aynı his, üzerindeki elbiseyi değiştiren sadece zaman" dememek elde değil.
​Dünya dediğimiz bu karmaşık gamhanede insanların dili her yöne döner. Ne yaparsak yapalım toplumsal önyargıları ve insanların bir kulp bulma huyunu değiştiremeyiz.
​Ezcümle; şiirin beyit beyit günümüz Türkçesine sadık açıklaması da şöyle:

"Görenler şu fakîre bak, buna bir derbeder derler
Gezer âlemde beyhûde cihandan bî-haber derler
Beni görenler "Şu garibe bakın, tam bir derbeder" derler
Bu dünyada boş yere gezdiğimi ve evrenden, olup bitenden tamamen habersiz olduğumu söylerler
​Ne tesbih ne ibâdâtı, ne savm ne salâtı var,
Gâhi deli, gâhi uslu, gâhi sekran gezer derler
Ne tesbihi, ne ibadeti, ne orucu (savm), ne de namazı (salât) var derler
Kâh deli gibi, kâh akıllı kılığında, kâh sarhoş (sekran) gibi gezdiğimi iddia ederler
​Kazâra meclis-i nâdâna varsam rağbet etmezler
Bu nereden geldi buraya, bunu görmek zarar derler
Kazara bilgisizlerin, kaba insanların (nâdân) meclisine varacak olsam bana itibar etmezler
"Bu da nereden geldi buraya, bunu görmek bile bize zarardır" derler
​Eğer keyifsiz olup yatsam gelip yanıma münkirler
Sorarlar hâtırım gûyâ velî gizli geber derler
Eğer hastalanıp yatsam, inkârcı ve art niyetli kişiler (münkirler) yanıma gelir
Sözde hatırımı sorarlar ama içten içe "Gizlice geberip gitsin" derler
​Eğer bir dâvete gidip bulunsam sofrada nâgâh,
Edebâne yesem ol lokmadan riyâ eder derler
Eğer aniden bir davete katılıp sofrada bulunsam ve o yemekten edepli, çekingen bir şekilde yesem; "Gösteriş (riyâ) yapıyor, yapmacık davranıyor" derler
​Eğer serbestçe ekletsem ol lokmadan riyâsızca
Bu bir aç gözlü nezâketsiz hemen misl-i bakar derler
Eğer gösterişten uzak durup rahatça, özgürce yemeğimi yesem; "Bu tam bir açgözlü ve nezaketsiz, adeta bir öküz (misl-i bakar) gibi" derler
​Tasavvuftan,hakîkatten eğer mecliste bahsetsem
Bu farmason veya zındık vücûdu ayn-ı şer derler
Bulunduğum mecliste tasavvuftan ve ilahi hakikatlerden söz edecek olsam; "Bu din tanımaz (zındık) ya da gizli bir örgüt üyesi (farmason), varlığı kötülüğün ta kendisidir (ayn-ı şer)" derler
​Sûkûtu ihtiyar etsem eğerçi açmasam ağzım
Ne ilimden ne irfandan ki yok bunda eser derler
Konuşmak yerine susmayı seçsem (sûkûtu ihtiyar etsem) ve hiç ağzımı açmasam; "Bunda ne ilimden ne de irfandan en ufak bir eser bile yok" derler
​Eğer ki âl ve Evlâd-ı Resûlün medhini etsem,
Bu Bektâşî Kızılbaşdır ki yâni sürh ser derler
Hz. Peygamber’in soyunu ve evlatlarını (Âl ve Evlâd-ı Resûl) övecek olsam; "Bu Bektâşî’dir, Kızılbaş’tır (sürh ser / kızıl baş)" diyerek yaftalarlar
​Mâîşetim için birkaç kuruş cem'ine sa'y etsem
Bu bir harîs-i tama' kimse, îmânı sim ü zer derler
Geçimimi sağlamak (mâîşet) için birkaç kuruş biriktirmeye çalışsam (sa'y etsem); "Bu hırslı ve doyumsuz (harîs-i tama') biridir, bunun imanı gümüş ve altından (sim ü zer) ibarettir" derler
​Maâzallah eğer nân pâreye muhtaç fakir düşsem
Bu tembel bir hayırsız meyvesiz kuru şecer derler
Allah korusun (Mâzallah), bir lokma ekmeğe (nân pâre) muhtaç olup fakir düşsem; "Bu tembel, hayırsız ve meyvesiz kuru bir ağaçtan (şecer) farksızdır" derler
​Geceler subha dek evrâd-u ezkârla günüm geçse
Bu gaflet ehli bir câhil yatar vakt-i seher derler
Gecelerim sabaha (subha) kadar dualarla ve zikirlerle (evrâd u ezkâr) geçse bile; "Bu bilinçsiz (gaflet ehli) bir cahil, sabahın erken vaktinde (vakt-i seher) uyur kalır" derler
​Eğer âriflere sorsam Penâhî iş bu hâlimden 
Sabreden nihâyetinde bulur elbet zafer derler"

Ey Penâhî! Bu içimde bulunduğum durumdan dolayı erdemli ve bilgili insanlara (âriflere) akıl danışacak olsam;
"Sabreden kişi, eninde sonunda mutlaka zafere ve huzura ulaşır" yanıtını verirler.

​Zirâ insan tabiatının huyudur, kendini merkeze koyup ötekini yargılama kolaycılığı.
​Eğer başkalarının cümleleriyle yaşayacak olursak kendi hayatımızın figüranı olmaktan öteye gidemeyiz. Bize derbeder de deseler, hırslı da görseler, sessizliğimizi cehalete de yorsalar; yürünecek yol, kendi iç pusulamızın gösterdiği yoldur. Kendimiz hakkında başkalarının ne söylediğini çok ciddiye alırsak daha çok yoruluruz.

Velhasıl şu yazdıklarıma şöyle bir göz atanlar bana da "Fazla uzatmış yine yazısını biraz kısa yazsaymış ya" derler.
​Derler mi? Neden demesinler? Saygılar.

Yazarın Diğer Yazıları