Serap Oruç

Olanda Hayır Vardır

Serap Oruç

İbrahim Tenekeci’nin dört kelimelik bir cümlesi var ki insanın kalbinde taşıdığı en derin yaraya parmak basıyor. "Tanıştık, sevindik. Tanıdık, üzüldük." Dört kelimeye sığdırılmış bu söz; aslında yaşamı eleğinden geçirmiş her insanın, kendi kendiyle ve iç dünyasıyla baş başa kaldığında sızlayan yerinden kurduğu bir cümledir.

Bazı insanlarla yollarımız kesiştiğinde ruhumuz bir umuda sarılır; sanki dengimize rast gelmişiz gibi hissederiz. Henüz araya kırgınlıklar girmemiştir; kelimeler özenli, bakışlar sıcak, davranışlar hassastır. Zirâ her yeni tanışma aslında biraz da masum bir beklentidir. "İşte," deriz içimizden, "yaralarımı sarmasa da en azından o yaraların varlığını anlamlandıracak bir ruh daha katıldı hayatıma." Sevincimiz, karşımızdakinin tam olarak kim olduğundan ziyade, onun yanındayken dönüşebileceğimize inandığımız insana duyduğumuz inançtan doğar. O an dünya biraz daha katlanılır, yalnızlık biraz daha umursanmaz görünür gözümüze.

Ne var ki zaman, insanı insanla ve inancıyla sınar. Yavaş yavaş o zarif nezaket pelerinleri omuzlardan düşer. Bir insanı gerçekten "tanımak"; onunla sadece kolayı, güzeli, mutlu günleri değil; zaafları, hırsları, bencillikleri ve beklenmedik soğuklukları da paylaşmaktır. Ve ne acıdır ki insan, en çok da tutunmaya çalıştığı o yakınlığın keskin uçlarından yaralanır.

İnsanın üzüntüsü, karşısındakinin kusursuz olmamasından değildir. Bir zamanlar bakmaya kıyamadığımız gözlerde gördüğümüz o yabancılaşma, heyecanla başladığımız cümlelerin karşısında bulduğumuz o duvar gibi sessizliktir. Tanıdıkça anlarız ki dışarıdan koca bir sığınak gibi duran yürekler, bazen hafif bir rüzgarda bile dağılacak kadar vefasızdır…

İnsan tanıdığı insan sayısınca biriken tecrübeyle değil, kalbinde biriken eksilmelerle olgunlaşıyor. Gençliğin o herkesi kucaklama, olumsuz davranışları görmezden gelme iştahı, yerini yavaşça kapının eşiğinde bekleyen sessiz bir temkinliliğe bırakıyor. Artık gürültülü kalabalıklara değil; bir bardak sıcak çayın buğusunda, tek bir kelime etmeden bile bizi anlayan ruha, aranıp sorulmaya ihtiyaç duyuyor.

Büyümek dedikleri şey, biraz da gidenlerin ardından sitem etmeyi bırakıp içimizdeki o kırık dökük bahçeyi kendi ellerimizle ve emeğimizle sulamayı öğrenmekmiş. Her yeni gelenin kapısının iyiliğe, huzura açılmayacağını idrak etmekmiş.

Tenekeci’nin sözleri, ardımızda bıraktığımız yaralı heveslerimizin kısa bir özeti; ancak yine de hayata ve insana darılıp küsmemeli. Tanıştığımız insan sayısınca kırılacağız, belki de kıracağız... Ancak yolun sonunda, tanıdığımıza hiç pişman olmayacağımız o zarif ruhlara da bu sayede denk geleceğiz. Ya da gelemeyeceğiz; "Olanda hayır vardır" deyip geçeceğiz. Zamanı ve insanı unutsak bile bize ne hissettirdiklerini hatırlayacağız.

Hasılı; "Tanıştık, sevindik. Tanıdık, üzüldük" değil de; tanıştık sevinci, tanıdık üzüntüyü hissettik ve "Eyvallah" demeyi öğrendik, vesselam. Saygılar.
 

Yazarın Diğer Yazıları