Çaba Ve Sabır
Serap Oruç
Geçtiğimiz günlerde Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçları açıklandı ve sınav sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte, henüz hiç üniversite okumanın ne olduğunu bilmeyen ya da üniversitelere giriş sayısının bu kadar yüksek olmadığı zamanlarda okuyup mesleğini yapabilmiş kişiler tarafından gençler; karamsar ve ezberlenmiş sözler dinlemekten bence yoruldu.
“Hukuk okuma, her yer avukat dolu.”
“Kamu yönetimi okuma, torpilin yoksa.”
“Mühendislik bitti, binlerce mezun işsiz.”
“Psikoloji mi? Klinik açacak paran var mı ki?”
“Yazılım, mimarlık, öğretmenlik bitti; atama yok, sektör doymuş...”
“Eczacılık, diş hekimliği, gastronomi, grafik tasarım... Adım başı dükkân, her yer mezun kaynıyor!”
“Tarih mi? Edebiyat mı? Hiç okuma daha iyi...”
Okuma, yapma, deneme, başlama, hayal kurma... Peki, ne yapsın bu ülkenin milyonlarca genci? Herkesi tek bir kalıba sokup hayallerini rafa kaldırtıp sadece KPSS maratonunda bir masa başı memur kadrosu beklemeye mi mahkûm edelim?
Yılda milyonlarca gencin geleceğe dair kurduğu umutlara sunulan o müthiş, o "dâhiyane" çözüm bu mu gerçekten?
Ya da hepsi toplu şekilde sanayiye mi gitsin? Ticaret mi yapsın? Herkes tıp mı kazansın?
Herkes kendi başardığını ya da başaramadığını anlatıp duruyor; ancak felaket tellallığı yaparken gösterilen bu üstün gayret, gençlere yol açarken, kılavuzluk ederken gösterilmiyor.
Hayat dediğimiz şey; tek bir düz hat üzerinde ilerleyen, her adımı öngörülebilir bir matematik denklemi değil. Bazen bir şeyler mucizevi bir şekilde yolunda gidecek, bazen de ne yaparsanız yapın istediğiniz gibi sonuçlanmayacak. Zaten hayatı "hayat" yapan da tam olarak bu belirsizliğin içindeki mücadele gücümüz, o belirsizlikle dans edebilme becerimiz değil mi? Mücadele etmeden, ter dökmeden, geceleri uykusuz kalıp emek vermeden inşa edilen hangi başarı kalıcı olmuş ki?
Burada asıl mesele, yolun ne kadar engebeli olduğu değil; o yolda yürürken nasıl dikkatli, emin adımlarla ilerlediğimizdir. Sürekli olumsuzluk pompalayan, her fırsatta şevkinizi kıran, kendi cesaretsizliğini size rasyonalizm diye satmaya çalışan insanları hayatınızın kenarına değil, direkt arkanıza bırakın. Onlarla mücadele edemezsiniz; çünkü onların kavgası sizinle değil, kendi yetersizlikleriyle ve erteledikleri hayatlarıyla. Onlar hep orada, o karanlık ve konforlu memnuniyetsizlik alanında kalacaklar. Siz ise öne bakmak zorundasınız.
Yarınlar, henüz yazılmamış bir hikâyedir.
Kimse yarın ne olacağını bilmiyor. Ne ekonomistler ne akademisyenler ne de her şeyi bildiğini sanan "tecrübeli" büyükler... Piyasa şartları değişir, geleneksel işler kabuk değiştirir, yeni dijital alanlar doğar ama değişmeyen tek bir evrensel kural vardır: İşini tutkuyla, gayretle ve fark yaratarak yapan insan her zaman bir yol bulur.
Bir mesleğin enflasyonu olabilir; binlerce mimar, yüz binlerce yazılımcı, sayısız öğretmen veya sağlık çalışanı bulunabilir. Ancak nitelikli, çabalayan, kendini geliştiren ve pes etmeyen insan enflasyonu asla olmaz! Sıradanlığın içinden sıyrılanlar gökten zembille inmedi. Onlar sadece etraftaki gürültüye kulaklarını tıkadılar ve kendi yeteneklerini geliştirmeye odaklandılar.
Kıymetli gençler, hayat kolay olmayacak, evet. Önünüze engeller çıkacak, bazen duvara toslayacak, bazen "yine mi olmadı" diyeceksiniz. Ama emin olun, bu yol bir çıkmaz sokak değil.
Karamsarlık dünyanın en kolay işidir; oturduğunuz yerden her şeyin kötüye gittiğini söylemek sıfır çaba gerektirir. Zor ve asil olan, tüm bu karmaşanın ortasında tohum ekmeye devam etmektir. Hangi bölümü okursanız okuyun, hangi işi yaparsanız yapın; gayret edin, öğrenin, kendinizi sürekli güncelleyin ve en önemlisi sabrı azığınız yapın.
Göreceksiniz; o güzel günlere ulaştığınızda, geriye dönüp baktığınızda verdiğiniz her mücadelenin, kulağınızı tıkadığınız her olumsuz sözün buna değdiğini anlayacaksınız.
Zirâ insan yenilmek için yaratılmadı, bunu daima hatırlayın ve yeter ki yürümekten vazgeçmeyin.
Çaba ve sabır…
Gerisi zaten çorap söküğü gibi gelecek. Allah'ın izniyle. Saygılar.