Serap Oruç

Fermanı Yırtan Merhametti

Serap Oruç

Hazret-i Ömer; bir zâtı, valiliğe tayin etmiş ve göreve başlayabilmesi için gerekli fermanı yazdırmaktaymış. Tam o sırada yanlarına küçük bir çocuk gelmiş ve Halife’nin kucağına çıkıp sakalıyla oynamaya başlamış. Hz. Ömer de o yavrucağı sevip okşamış.

Vali adayı bu tabloyu şaşkınlıkla izleyip sormuş:

“Ey müminlerin emîri, bu çocuk sizin mi?”

Hazret-i Ömer cevap vermiş:

“Hayır, üstelik kimin çocuğu olduğunu da bilmiyorum. Fakat çocuk neticede, seviyorum!”

Bunun üzerine adam kibirli bir edayla:

“Vallahi şaşırdım kaldım. Benim birkaç çocuğum var, ben eve girer girmez korkudan yanıma bile yaklaşamazlar,” demiş.

Hazret-i Ömer kararını anında vermiş:

“Kendi evladına merhameti olmayan, üstelik onları korkutan ve bununla da gururlanan bir adamı ben halkın başına musallat edemem!”

Kâtibine dönerek yazılan fermanı yırtmasını emretmiş ve o zâtı huzurundan uzaklaştırmış.

Yeni bir eğitim-öğretim yılının eşiğindeyiz. Milyonlarca evladımız eğitim alacakları sıralarına kavuşacak; öğretmenler, idareciler ve ebeveynler yine büyük bir sorumluluğun altına girecek. Tam da bu dönemde Hz. Ömer’in o fermanı yırtıp atan iradesini ve merhametini yeniden düşünmek zorundayız. Çünkü eğitim, sadece müfredat yetiştirmek veya sert kurallar koymak değil; bir çocuğun ruhuna şefkatle dokunabilme becerisidir.

Tarihten günümüze ulaşan bu menkıbe, bize otoritenin gerçek kaynağını işaret etmektedir. Adaletin timsali olan o ulu irade, gücü bir çocuğun tebessümünde ve masum bir başı okşamakta yani merhamette görmüştür. Kendi evladına dahi sevgisini hissettiremeyen, disiplini korkuyla karıştıran bir zihniyetin ne bir şehre idareci ne de bir çocuğa rehber olması mümkündür.

Bugün gerek evlerimizde gerek okul koridorlarında en çok ihtiyaç duyduğumuz şey merhamettir. Sadece yüksek notlar bekleyen, hatayı cezayla düzeltmeye çalışan veya sertliği saygınlık zanneden her yaklaşım; çocuklarımızın kalbinde onarılması güç yaralar ve kapatılamayacak mesafeler açar. Korku üzerine kurulan hiçbir eğitim kalıcı bir bilgi ve düzgün bir karakter inşa edemez; gönlüne girilemeyen bir çocuğa zihnen de ulaşılamaz.

Okul sıralarına adım atan her bir evladımız, ayrı birer değerdir. Eğitimin de adaletin de özü aynı kapıya çıkar: Gücü elinde tutanın, zayıf ve muhtaç olana gösterdiği vicdani sorumluluk... Merhametten nasibini almamış bir disiplin anlayışı, nesillerin ufkunu aydınlatmak yerine karartır ve değerlerimizi değersizleştirir.

Yeni ders yılı başlarken kendimize şunları hatırlatalım:

Eğitim Şefkatle Başlar: Merhametin olmadığı yerde ne gerçek bir disiplin ne de kalıcı bir başarı yetişir.

Otorite Korku Değil Güvendir: Asıl saygınlık, gözdağı vererek sağlanan itaat değil, çocukta hissettirilen güven duygusudur.

Gelecek Sevgiyle İmar Edilir: Yuvasında ve okulunda sevgiyi görmeyen bir nesilden, yarınlara adalet dağıtmasını bekleyemeyiz.

Yeni eğitim-öğretim dönemine girerken evlatlarımıza sadece bilgi aşılamaya değil; hayatlarının her alanında haksız fermanları yırtıp atacak kadar cesur bir merhameti, kalpleri imar edecek kadar derin bir güven ve adaleti hissettirmeye her zamankinden daha çok muhtacız. Zirâ üstlendiği sorumluluk ne olursa olsun kalbi katılaşmış anlayışlar, ancak bu duygular çoğaldıkça eksilecektir.

Tüm öğrencilerimize, öğretmenlerimize ve velilerimize kolay, huzurlu ve bereketli bir ders yılı diliyorum. Saygılar.

 

Yazarın Diğer Yazıları