Serap Oruç

Denizin Tamamını Yutmaya Gerek Yok

Serap Oruç

İnsan sarrafı olmak için ömrümüzü sürekli yorucu deneyimlerin ve hüsranların çarkından geçirmek zorunda değiliz. Geçenlerde benim için sarsıcı bir tespit okumuştum: “Deniz suyunun tuzlu olduğunu anlamak için denizin tamamını yutmaya gerek yok. İnsanlar size kim olduklarını gösterdiklerinde onlara inanın.”

Bu cümleyi okuduktan sonra biraz uzaklara daldım. Kırmaya, kırılmaya değmeyen şu dünyada kırdığım ve kırıldığım insanları hatırladım.

Zirâ tek bir damla, koca bir okyanusun tüm kimyasını ele vermeye yeter de artar bile. Hayatımıza giren insanların tabiatını anlamak için de onlara yıllarımızı adamak, sınırlarımızı çiğnetmek ya da ruhumuzu hırpalamak zorunda değiliz. Suyun tuzlu olduğunu anlamak için denizin tamamını yutmaya gerek yoksa, tek bir yudum o suyun susuzluğumuzu gidermeyeceğini ya da genzimizi yakacağını bize açıkça gösteriyorsa, bizler neden mevzu insan olduğunda görmek istediğimize inanmayı seçeriz ki sahi?

Karşımızdaki kişi açıkça bencilliğini, nezaketsizliğini, manipülatifliğini veya samimiyetsizliğini sergilediğinde bile zihnimiz hemen savunma mekanizmalarını devreye sokar: “Aslında öyle demek istemedi, şu sıralar çok stresli, şimdilerde çok yoğun ya da zamanla değişir.” Oysa o kişi başkasına öyle değilse bile size karşı tam olarak gösterdiği kişidir. Ancak biz, olmasını istediğimiz davranışlara odaklanıp var olan davranışları görmezden geliriz; kendimizce güzelleştirecek anlamlar yükler, örtücü olmayı seçeriz.

Bir insanın bize dair küçük de olsa sergilediği saygısızlık, kriz anında takındığı bencil tutum, sorumluluk almayışı, görmezden gelişi, söylediği sözlerle davranışlarının uyumsuzluğu insan denizinin kıyısındaki ilk tuzlu yudumdur. Biz ilk yudumu aldıktan sonra hâlâ “Belki ileride tatlı su olur” umuduyla koca bir denizi yutmaya çalışırız. Bu şekilde de sadece kendi iç huzurumuzu boğarız.

Oysa sonsuz gökyüzü ile sonsuz yeryüzü arasında insanların bize karşı olan özünü kabullenmek, onlara düşman olmak ya da öfke duymak anlamına gelmez. Onları gösterdikleri gibi görmek, kendimize koyduğumuz sınırları sağlamlaştırmamızı sağlar. Bize kim olduklarını gösterdiklerinde bu tanıklığı hafife almamak, ruhumuzu gereksiz beklentilerden ve kırgınlıklardan korumanın en kestirme yoludur. Hayat, bize yanlış davranan kişilerin niyetlerini test edeceğimiz bir laboratuvar değil. İşaretleri zamanında okumak, ilk yudumda suyun tadını anlayıp geriye çekilmek; hem kendimize borçlu olduğumuz en büyük nezaket hem de karşımızdaki kişinin sınırını korumasına anlamlı bir destektir.

Sizce de suyun tuzlu olduğunu anlamak için denizin tamamını yutmaya gerek yoksa, sürekli kalbimizi yoran, ruhumuzu sızlatan, gönlümüzü yok sayan insanlardan uzaklaşıp kendimize yaklaşmanın, kendimizi kandırmadan yaşamanın, kendi kıyılarımızı korumanın vakti gelmedi mi?

Saygılar.

 

Yazarın Diğer Yazıları