Halime Özdemir

'Kullarıma De Ki ...'

Halime Özdemir

Kul kelimesi, “teslimiyet ve itaat” başta olmak üzere “şefkat, merhamet ve himaye” anlamlarını içerisinde barındırır. Dolayısıyla genelde insan özelde mü’min bütün benliğiyle Allah’ın kulu olduğunu anlayıp itaat eder kısaca teslim olursa Allah da kulunu korur, gözetir, merhamet eder ve onu himayesi altına alır. Hz. Peygamber’in (SAV) kendisini sıklıkla “Allah’ın kulu” diye tanımladığını da bilmek zorundayız. Onun yolunda ilerleyen herkesin de bu kimliği bünyesine alması bir sünnettir. Cenab-ı Allah, özellikle sevdiği insanlara karşı “kulum/kullarım” tarzında seslendiği ve onlara katında farklı bir yer ayırdığı da Kur’an-ı hakîmin bize bildirdiği bir gerçektir.

İşte bundan dolayı Allah (CC), Kutsal Kitabı Kur’an-ı Kerim’de “kullarıma de ki…” diye başlayan cümlelerde Allah Teala, kullarına özel mesajlar göndermiştir. İfadeler, kulların özellikle dikkat etmeleri gereken noktaları tek tek açıklamaktadır. Bu açıdan bu statüyü elde etmek isteyen her bir kul, bu mesajları özenle okumak ve hayatında uygulamakla mükelleftir desek yanlış olmaz kanaatindeyim. Öncelikle kul olarak sevinmemiz gereken konu, Allah’ın bizi katında bu özel statüye kabul ettiği gerçeğidir. Hiç şüphesiz bir kul (insan) için bundan daha büyük bir mertebe düşünülemez. Bir kul için bunun değeri asla ölçülemez.

Cenab-ı Allah, Peygamberine nazil ettiği ayetlerde hükümlerini, emir ve yasaklarını bildirmiştir. Bazılarında ise “kullarıma de ki” diye başlayan ayetlerle de özel olarak kulların dikkatlerini çekmektedir. İnsan, bir diğer insandan aldığı özel mesaja nasıl itina ile cevap veriyorsa Rabbinden gelen özel mesajlara da aynı şekilde ihtimam göstermesi gerekir. Çünkü Allah, kullarına özel olarak hitap ederek onları katında ayrıcalıklı bir konuma yükseltmiştir. Hangi kul, buna kör ve sağır olabilir? Hangi kul, Rabbinden aldığı bu değeri fark etmeden bir ömür tüketmek gafletinde bulunur? Mamafih her bir kulun bu hitaplara ekstra yoğunlaşması ayrıca onun kulluğunun güzelliğinden başka bir şey değildir. İşte kullara söylenen hitaplardan birkaçı aşağıda yer alıyor.

Mesela; “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler; yoksa şeytan aralarına girer. Kuşkusuz şeytan insanların apaçık düşmanıdır.” (İsrâ 17/53) Bu ayet, insan ilişkilerinde önemli olan bir mevzuya dikkatimizi çekiyor: Güzel söz söyleme becerisi. Bu kabiliyet, Adem’in bütün çocuklarına verilmiştir. Çünkü Allah, Adem’e bütün kelimeleri öğretmişti ve insanoğlu bundan dolayı muhatabına iyi veya kötü kelime kullanma yeteneğini sergileme özgürlüğüne sahiptir ve tercihleri doğrultusunda ağızdan kelimler sadır olur. Kul; yalansız, riyasız, gerçek olan ve daha da özeli en güzel kelimeleri gök kubbeye bırakmak zorundadır. Emir, büyük yerden... Yoksa kul bu ayetin hakkını vermediğinde şu an olduğu gibi herkes birbirine düşman ve herkes birbiriyle dargın ve kırgın olarak şeytana yoldaş olma yolunda ilerlerler ki bunda da kabiliyet (!) had safhadadır. Bu şartlar altında kullar, bu ayetin hakkını veriyor mu? Düşünmek lazım…

Mesela; “İnanan kullarıma söyle, namazı dosdoğru kılsınlar, hiçbir alışveriş ve dostluğun bulunmadığı bir gün gelmeden önce kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda gizlice ve açıktan harcasınlar.” (İbrahim 14/31) Buradaki emir, dinin direği, Hz. Peygamber (sav)’in gözünün nuru ve İslam’ın temeli olarak kabul edilen bedeni bir ibadet olan namaza gösterilmesi gereken itinadır. Çünkü namaz, kulu kulluğa yükseltirken namazdan mahrum olmak ise onu şeytana yoldaş yapmaktadır. Ve başta yanımızda/yakınımızda olanlara karşı sahip olduğumuz her ne ise –bunu sadece maddiyat olarak düşünemeyiz- kibre kapılmadan gösterişe girmeden infak edebilme (harcama) yani cömertlik elbisesini giyebilmek. Biri ile kullar Allah’a yaklaştırılacak ve şeytanın yaptığını yapmaktan men edilecek, diğeri ile de toplum huzuru sağlanarak kimse kimseye kıskançlık duymadan hayatını idame ettirmesi kolay hale getirilecektir. Yani bir kul, Allah’ın diğer bir kulunu gözetme görevini ifa edecektir. Bu yetin hakkı verildiğinde kin, nefret, kıskanma, haset gibi kötü huylar yok edilerek bütün kulların kardeş olması sağlanacaktır. Kişiliğimizde var olan zenginliği ve kabiliyeti fark edip onunla başka kimselere fayda sağlanmış olunacaktır. Düşünmek lazım…

Mesela; “Ey inanan kullarım! Benim arzım geniştir; o halde yalnız bana kul olmakta sebat edin.” (Ankebût 29/56) Burada ise imanın tadına varmış olan kullara, özellikle dinlerini yaşayamama veya hayatlarının tehlikede olması gibi bir durumla karşılaştıklarında bütün dünyanın o kulların hizmetine sunulduğunu görüyoruz. Allah’ın kullarına ikramı ve lütfundan başka nedir bu? Kul olmakta devamlılığın önemi de vurgulanan ayette tüm yeryüzü inananlara hediye edilmektedir. İnananların Allah’tan başka bir şeye veya kimseye kul (köle) olması zinhar yasaklanmaktadır. Allah, mü’min kulunun izzetini ve onurunu koruyarak kimseye onun kimseye kul olmamasını emretmektedir. Düşünmek lazım…

Mesela; “De ki: “Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Zümer 39/53) Allah, kullarını hata, suç, kabahat ve günah dahi işlese de yine kulluktan uzaklaştırmıyor. Ah insan! Sen rabbinin katında ne kadar da değerlisin. Rabbimiz, kullarına karşı affedici ve cömert ve bunlar hep rabbimizin merhametiyle alakalıdır. Buna rağmen kabahatle dolu bir hayat yaşayıp Allah’ın rahmetine sığınmamanın anlamı var mıdır? Düşünmek lazım…

Mesela; “Kullarıma benim gerçekten çok bağışlayıcı, çok esirgeyici olduğumu bildir. Ama azabım da çok elem verici bir azaptır!” (Hicr 15/49-50) Kullara emredilen şey, hayat boyunca havf ve recâ arasında olmaları gerçeğidir. Yani kullara “korku ile ümit arasında” olunması emredilir. Bu makam, mü’minin hayat yolunda olması gereken bir makamdır. Düşünmek lazım…

Rabbimiz hakkında beslediğimiz zan ne ise kazanç da o olacaktır. Allah Resulü (SAV), “(Allah hakkında) hüsn-i zan beslemek, (onun af ve mağfiretini ummak) güzel bir ibadettir/ibadetin güzelliğindendir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 81) buyururken mü’minin durumunu bizlere bildirmiştir. Mü’min güzel düşünen, güzel yaşayan, güzel konuşan ve her işinde güzel ve iyi olanı tercih edip ona göre hayat yaşayandır. Rabbimiz bir kudsî hadiste; “Rahmetim gazabımı geçmiştir.” (Buhârî, Tevhîd, 22) buyururken kullarına kendilerine karşı nasıl davranacağını da beyan etmiştir. Düşünmek lazım…

Netice itibari ile bize yaratıp dünyaya imtihan edilmek üzere yolladığı eşrefi mahlukatını yalnız bırakmayan Rabbimiz onlara “kullarım” derken, Rabbim diyerek ömür tüketen kullarını da hem dünyada hem ahirette zor durumda bırakmayacaktır. O halde kullarım diyen Rabbe, kullar da “Ey Rabbim!...” demesini bilmelidir. Düşünmek ve iman etmek lazım…

Yazarın Diğer Yazıları