Saygı
Halime Özdemir
Saygı, insanın öğrenmesi ve insana öğretilmesi gereken ilk değerlerden biridir. Hemen hemen ve çoğu zaman hepimizin dilinde var olan bu kavramın anlamı için lugata pehlivanlık yapmadan Türk Dil Kurumu Sözlüğüne müracaat ediyoruz ve şöyle bir tanım çıkıyor:
Saygı; “Değer, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram” ve “başkalarını rahatsız etmekten çekinme duygusu” olarak tanımlanıyor. Aslında bu tanımın üstüne laf söylemek de saygısızlık olur mu bilmiyorum ama birkaç söz söyleyelim.
Saygı, kişinin davranışına yansıması gereken bir erdemdir. Sadece “saygı duyuyorum” diyerek saygı gösterilmez. O, ancak ve ancak kişinin kendisini kandırmasıdır. Evvela insanın kendisine saygı duyması ve kendisine karşı yapılan saygısızlıklara da dur demesi gerekir. Bütün saygısızlıkların temeli, kişinin kendisine karşı saygı duymamasıyla alakalıdır. Bundan dolayı kendisine saygı duymayan başkasına veya başka bir şeye asla saygı duymaz. Başkasına yaptığı saygısızlığı görmeyen veya kabul etmeyen, saygısızlığın zirvesine çıkmış demektir. Bu sebeple insan, Allah’ın yeryüzündeki halifesi ve en şerefli mahlukatı olduğu için saygı elbisesini bir insani özellik olarak giymeli ve onu başkalarına doğru genişleyen bir dairede karakter haline getirmelidir.
Saygı, kutsala gösterilir. Hangi din, hangi kutsal kitap olduğu önemli değil ilahi olan her şeye karşı duyulan saygı, zarurettendir. Cenab-ı Allah, bütün kitaplara, bütün peygamberlere iman etmemizi isterken de aslında bir anlamda biz Müslümanlara saygıyı farz kılmıştır desek yanlış olmaz kanaatindeyim. Dolayısıyla sadece kendi kutsalımıza değil bütün kutsallara saygı duyulduğunda anlamlı hale gelir. Bunun için -dünyanın neresinde olduğu önemli değil- kutsal mekana, kutsal kitaba, kutsal olan her şeye ve her dine karşı duyulan saygı, insani bir erdemdir. Saygı, önemlidir çünkü başkasının kutsalına saygı duymak insanlar arasındaki sevginin ve hoşgörünün gelişmesine de katkı sağlar. Zaten saygının kökeninde de sevgi vardır. Dünyanın kurtuluşunun temeli de tam olarak buradan başlar kanaatindeyim.
Özele indirgediğimizde Müslümanlar için saygı duyulması gereken bir aydan geçtik. Bir mübarek Ramazan ayını daha geride bıraktığımız bu günlerde insanın kendisini “ben Ramazan ayına ve dolayısıyla o aydaki ibadetlere saygı duydum mu?” diye sorgulaması gerekir. Bir anlamda Ramazan muhasebesidir bu. Bu muhasebe yapılmadan hayata devam etmek, geri kalan ömürde saygıyı veya saygısızlığı da beraberinde getirecektir. Çünkü kişi kendisindeki kusuru/saygısızlığı görmeden saygılı olamaz ve saygıdan bahsedemez.
Biz, Müslümanların ağırlıkta olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz ve Müslümanlar için Ramazan ayı mübarek bir aydır. Sadece bu kelime bile bu aya saygının olması gerektiğini söyler. Bu sebeple herhangi bir şekilde herhangi bir yerde bu aya yakışmayan davranışı aleni bir şekilde sergilemek, kutsala saygı duyulmadığının göstergesidir. Kişinin, “Ben Ramazan ayına saygılıyım” demesi bir anlam ifade eder mi? Demiştim ya saygı, davranış ister, eylem ister, görünür olmak ister. Saygı, sadece sözde değil eylemle birlikte var olan bir değerdir.
İnsana kutsalı zorla yap demek, dinde olmayan bir emirdir fakat bu dinin Rabbi, saygıyı emreder. Milletimizin geçmişten gelen bütün geleneksel uygulamalarında da vardır saygı ve fakat bu çağda ötelenen bir değer olarak görünür olmayı bırakarak tarih sahnesinde yer almaya başladı. Adeta bu durum, normalin de ötesinde bir normal olarak hayatlarımızda var oldu. Oysa bu, cahillikten başka nedir ki?
Saygının tanımında “başkalarını rahatsız etmekten çekinme” vardır diye yazıyor sözlük. O zaman saygısızlık dediğimiz şey, kendi alanımızın dışına çıktığımızda yaptığımız veya yapmadığımız, söylediğimiz veya söylemediğimiz her şeyi kapsar. İnsan, toplumsal bir varlıktır ve öteki olmadan hayat devam etmemektedir. Bundan dolayı saygısızlık, kişinin bencil duygularının ağır basması neticesinde meydana gelen davranışlar ve sözlerdir. Bu çağın öğretilmeye çalışılan en önemli özelliği, “sen önemlisin” duygu ve düşüncesinin hayatlarda var edilmesidir. Bu öğreti, aslında bir anlamda kişiye saygısızlığı da empoze etmektedir dikkat edilirse. Çünkü sen önemlisin ve saygıyı sen hak ediyorsun diyen anlayış, diğerini yok saymayı da bilinç altına yerleştirmektedir.
Saygı, bir ailenin evladına bıraktığı en önemli mirastır. Bunun tersi olan saygısızlık da yine ailede öğretilir. Kişi, özgüven adı altında saygısızlığı öğretmeye başladığında ilk önce kendisi bu şeye maruz kalacaktır ve kalıyor da. Bu sebeple saygı, insanın kendisine verdiği değerin bir yansımasıdır bunu unutmamak lazım. Aslında her yapılan saygısızlık ile kişi kendisini önemsemediğini göstermektedir. Bu ister sözle ister davranışla olsun fark etmez. Bir yaşlıya, bir gence, bir çocuğa, bir değere, bir kutsala, bir dine, bir insana yapıldığı düşünülen saygı veya saygısızlık, kişinin kendisiyle ilgili bilgisinin ve görgüsünün ve dahi kendisine verdiği değerin veya değersizliğin yansımasıdır. Bu sebeple anne-babaların ilk görevi, çocuklarına saygının ne olduğunu öğretmek ve bunu da kendileriyle ilgili uygulamalarla yani hayatın içerisinde yaptıklarını ve söylediklerini fark etmekle başlar.
On iki ay içerisinde yer alan ve bir yıl içerisinde en mübarek ay olan şehr-i Ramazan’ı yine geride bıraktık ve bayrama ulaştık. Önce kendisine saygı duyduğu için mübarek Ramazan ayına da sonsuz saygı duyan ve bunu da davranışlarına ve sözlerine yansıtan cinsiyeti, dini, milliyeti, anlayışı, dünya görüşü fark etmeksizin saygılı olan ve saygıyı hak eden herkesin bayramı mübarek olsun.