Yaşlılara Hürmet
Kadriye Doğan
Eski zamanlarda bir ülkede gençliğe çok değer veren bir kral yaşardı. Kral zamanla yaşlı insanların artık ülkeye faydası olmadığını düşünmeye başlamıştı. Günün birinde vezirlerini topladı ve sert bir emir verdi:
“Ülkedeki bütün yaşlılar öldürülecek. Bundan sonra bu topraklarda sadece gençler yaşayacak.”
Bu emir halkın üzerine kara bir bulut gibi çöktü. Çünkü her evde bir anne, bir baba, bir dede ya da bir nine vardı. Kimse kralın emrine karşı gelmeye cesaret edemiyordu.
O ülkede yaşayan genç bir adam ise yaşlı babasını çok seviyordu. Onu öldürmeye gönlü razı olmadı. Gizlice evinin bodrumunda küçük bir yer hazırladı ve babasını orada sakladı. Her gün ona yemek götürüyor, onunla konuşuyor ve kimseye fark ettirmeden bakımını yapıyordu.
Aradan zaman geçti.
Bir gün ülkede büyük bir felaket ortaya çıktı. Bütün ağaçları kurtlar sarmıştı. Ağaçların gövdeleri deliniyor, dalları kuruyor, meyve ağaçları birer birer ölmeye başlıyordu. Bağlar, bahçeler ve ormanlar büyük bir tehlike altındaydı.
Kral bütün bilginleri ve gençleri topladı ve sordu:
“Bu ağaçları bu felaketten nasıl kurtaracağız?”
Ama kimse bir çözüm bulamadı.
Genç adam akşam eve döndü ve gizlice babasına durumu anlattı. Yaşlı adam biraz düşündü ve şöyle dedi:
“Evladım, eskiden de böyle bir kurt salgını olmuştu. O zaman insanlar ağaçların gövdelerine kireç ve kül karışımı sürer, toprağı havalandırırdı. Kurtlar buna dayanamaz ve ağaçları terk ederdi.”
Genç adam bu sözleri halka anlattı. Halk ağaçların gövdelerine kireç ve kül sürdü, toprağı temizledi. Kısa bir süre sonra gerçekten de kurtlar ağaçları terk etti ve ülkenin bağları bahçeleri kurtuldu.
Kral bu duruma çok şaşırdı. Böyle bir fikri kimin bulduğunu araştırdı. Sonunda genç adam gerçeği söylemek zorunda kaldı. Yaşlı babasını sakladığını ve çözümü ondan öğrendiğini anlattı.
Kral uzun süre sustu. Sonra büyük bir pişmanlıkla şöyle dedi:
“Ben büyük bir hata yapmışım. Yaşlı insanlar bir milletin hafızasıdır. Onların tecrübesi olmadan gençlerin aklı eksik kalır.”
Kral emrini geri çekti ve ülkedeki bütün yaşlıların korunmasını emretti.
Bu hikâye aslında bize çok önemli bir hakikati hatırlatır:
Yılların biriktirdiği tecrübe, zor zamanlarda en büyük rehberdir.
Bizim dinimizde yaşlılara saygı ve merhameti son derece güçlü bir şekilde emredilir.
Kur’ân-ı Kerîm’de anne babaya karşı gösterilmesi gereken incelik şöyle anlatılır:
“Rabbin, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi ve anne babaya iyilik etmenizi emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa sakın onlara ‘öf’ bile deme; onları azarlama ve onlara güzel söz söyle.”
(İsrâ, 23)
Bu ayet yalnızca bir saygı emri değildir; aynı zamanda kalpten gelen merhametin, sabrın ve inceliğin de emridir.
Peygamber Efendimiz de yaşlılara saygıyı iman ve ahlakın bir parçası olarak ifade etmiştir:
“Küçüklerimize merhamet etmeyen, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.”
(Tirmizî)
Başka bir hadisinde ise şöyle buyurur:
“Yaşlı bir Müslümana saygı göstermek, Allah’a gösterilen saygının bir parçasıdır.”
(Ebû Dâvûd)
Gerçekten de yaşlı insanlar bir toplumun yaşayan hafızasıdır. Onların yaşadıkları yıllar, gördükleri imtihanlar ve biriktirdikleri tecrübeler genç nesiller için sessiz bir öğretmendir.
Modern hayatın hızlı akışı bazen yaşlıları hayatın kenarına itiyormuş gibi görünse de bir toplumun gerçek değeri zayıfına, yaşlısına ve muhtacına nasıl davrandığıyla ölçülür.
Bugün genç olanlar yarın yaşlanacaktır. Bu yüzden yaşlılara gösterilen saygı aslında insanın kendi geleceğine gösterdiği saygıdır. Peygamberimiz “Bir genç, yaşından dolayı bir ihtiyara saygı gösterirse, Allah da onun yaşlılık zamanında kendisine saygı gösterecek birini mutlaka nasip eder” buyurmuştur.
“Gençlerin gücü vardır; ama yaşlıların aklı ve hikmeti vardır.”
Rabbimiz bizlere büyüklerimize karşı sabır, merhamet ve hürmet sahibi olmayı nasip etsin. Çünkü yaşlılar yalnızca korunması gereken insanlar değil, dinlenmesi gereken birer hikmet kaynağıdır.