Öğretmenlik Mesleğine Bir Bakış
Misafir
Mesleğe başlarken öğretmenliğin fedakarlıkla yapılacak bir meslek olduğunu, kendisi tükenirken çevresine ışık saçtığını öğrenmiştik. Günümüzde geldiğimiz bu noktada ışık saçtıkları, fedakarlık yaptıkları öğrencileri tarafından yaşamdan koparıldığını görmenin derin bir hüznü ve acısını yaşıyoruz. Meslekte 37 yılımı tamamlarken öğretmenlerin de görevi başında yaşam hakkının alındığını görmek nereden nereye geldiğimizi, mesleğin saygınlığının zedelendiğini, değerlerin değersizleştiğini yaşamaktan, öğretmenin can güvenliği sorunu olduğunu görmekten daha acı bir şey olabilir mi?
2 Mart Pazartesi günü İstanbul’da bir meslek lisesinde kadın bir öğretmenimizin öğrencisinin bıçaklı saldırısında yaşamını yitirdiğini, bir başka öğretmenin ve öğrencinin yaralandığını öğrendik. Yakın zamanlarda öğretmenlere yönelik birçok saldırı olduğunu, yaşamdan koparılan öğretmenlerimiz olduğunu biliyoruz. Bu acımasızlığın karşısında yaşadığım duygu ve düşünceleri ifade etmek gerektiğini, sessizliğin bu tür acı olaylara pirim verdiğini düşünmekteyim.
“Bana bir harf bile öğreten kişinin kırk yıl boyunca esiri olurum.” (Hz. Muhammed), “Dünyanın her tarafında öğretmenler insan topluluğunun en özverili ve saygıdeğer unsurlarıdır.” Mustafa Kemal Atatürk. Ulusumuzun iki büyük önderinin mesleğin saygınlığını ifade ettikleri bu veciz sözleri bu Ülkede hiç duymadık mı? Bu sözleri her fırsatta ifade etmiyor muyuz? Hatta öğretmenler için yılda bir günü Öğretmenler Günü olarak kutlamıyor muyuz? (aslında yılın her günü öğretmenin günüdür) Öyleyse canına kast edilecek kadar öğretmenler ne yaptı size?
Okullar ve öğretmenlik mesleği ile ilgili Ülkemizde yaşananlar karşısında eğitim sisteminin de sorgulanması gerektiğini düşünmekteyim. Çocuk yetiştirmede ana-baba tutumlarının da sorgulanması gerekmiyor mu? Bir milyon iki yüz bine yaklaşan öğretmen topluluğunun bir bütün olamadığını da bin bir parçaya ayrıldığını da görüyoruz. Hakları için mücadele etmekten daha çok bazı güç odaklarının yanında yer alma kolaycılığına sığınıldığını da ifade etmek gerekiyor.
Öğretmenliğin bir uzmanlık mesleği olduğunu eğitimle ilgili yasalarımızda bu şekilde ifade edildiğini de dikkate almalıyız. Ülkemizde öğretmenler 657 sayılı kanuna tabi memur kadrosunda olsalar da herkesin yapamadığı, lisans düzeyinde bir alan eğitimi alarak uzmanlaşarak öğretmenlik mesleğine başlanan ve sürekli kendini yenileyerek mesleğine devam etme zorunluluğu bulunan ve iyi insan niteliklerine sahip bireyler yetişmesini hedefleyen meslek grubudur. Bu uzmanlıktan kaynaklı olarak da öğretmenin mesleğini yerine getirirken göreceli bir bağımsızlığı vardır. Bir dersliği, sınıfı vardır. Mesleğin bu özelliğine fazla müdahalede bulunmak, okula farklı yapılardan müdahaleler yapılması öğretmenin; Anayasamızdaki ve Milli Eğitim Temel Kanunundaki amaçlara ulaşmasında olumsuzluklar ortaya çıkarmaktadır. Çağdaş bir eğitim anlayışına ulaşılması güçleşmektedir. Mesleğin özüne hizmet etmeyen istatistikler, raporlar, projeler, duyurular kısacası üzerine yüklenmeye çalışılan alan dışı görevler öğretmende motivasyon düşmesine neden olmaktadır. Bunun yanında son yıllarda ilkokul kademesine başlayan, sınırlarını bilmeyen, temel becerileri kazanmamış, öğretmenini ve Okulu bir değer olarak görmeyen, toplumda kendisinden başkasının olduğunun farkında olmayan, oyun oynamayı arkadaşına fiziki olarak saldırmak olduğunu zanneden, kısacası sınır konulmamış öğrenci ile meslekle ilgili bir çok şeyi bildiğini sanan, sürekli olarak öğretmenin davranışlarını izleyen ve sorgulayan, çocuğunu ve çocuğunun sınıfını diğerleriyle kıyaslayan, çocuğu ile ilgili sorumluluğu sabah okula bırakıp akşam saatlerinde okuldan almak olduğunu düşünen, dünyanın kendi çocuğunun çevresinde döndüğünü zanneden, okulu ve öğretmeni üst makamlara şikayet etmekle sorunların çözüleceğine inanan bir veli topluluğu öğretmeni olumsuz etkilemektedir. Yapılan yersiz şikayetlerin hemen inceleme, soruşturma konusu yapılması öğretmenin kendisini değersiz ve sahipsiz hissetmesine neden olmaktadır.
Sınırları konulmadan yetiştirilen, insani değerleri içselleştirmemiş çocuklar, büyüdüklerinde yaşadıkları sosyal-ekonomik ve ergenlik sıkıntılarının da etkisiyle öğretmeninin canına kast edebilmektedir. Bunda televizyon dizilerindeki şiddet içerikli programların, sosyal medyadaki şiddet içerikli oyunların, eğitimsiz aile ortamlarının da payı olduğunu ifade etmek gerekiyor.
Artık Okullarımızda güvenlik görevlisi bulundurulması bir zorunluluk haline gelmiştir. Öğretmen arkadaşlarımız bir gün bende saldırıya uğrayabilirim kaygısını taşımaktadırlar. Çocuk çocukla kavga etti diye Okula gelip yöneticilere, öğretmenlere kafa tutan tehdit eden, “bu çocuğun velisi kim buraya gelecek” diye bağırıp çağıran veliler nedeniyle öğretmenlerimiz bu kaygıyı yaşamakta haklılar sanırım. Geçmiş yıllarda “ben burada bir öğretmen öldüreceğim” diyen veli söylemlerine de tanık olmuş biriyim.
Öğretmenlik mesleğine memur gözüyle bakmaktan vazgeçmemiz gerekiyor. Her lisans mezununun bu mesleği yapabileceğini düşünmekte yanlış sonuçlar doğuruyor. Pedagojik formasyon ve alanda uzmanlaşma, akademisyenlerde olduğu gibi sürekli kendini yenileyen ders programları dışında başka etkilerden sorumlu olmayan özgür bir çalışma ortamını yaratmak gerekiyor.
Ülkemizde yapılan araştırmalarda öğretmenlik mesleğinin güvenilir mesleklerde halen üst sıralarda olması öğretmenin toplumdaki rolü açısından sevindiricidir. Mesleğin özünde insan ve çocuk sevgisi olduğunu, sevgisini öğrencilerine veren öğretmenin karşılığında saygı görmeyi de hak ettiğini düşünmekteyim. İyi insan yetiştirmenin uzun ve zahmetli olduğunu, öğretmenin verdiği eğitimin meyvelerinin uzun yıllar sonra ortaya çıktığını anacak toplumların geleceğini şekillendirdiğini de unutmayalım. Okullarımızda akıl ve bilim temelinde verilen eğitim sürecinde anne-baba tutumlarının sürekli okulu ve öğretmeni desteklemesi gerekiyor. Değerli velilerimizin çocuğunun yanında öğretmeni değersizleştiren söylemlerde bulunmamaları aksine öğretmeni öven destekleyen tavırlar sergilemeleri çocuklarının sağlıklı bir birey olarak yetişmesinde, öğretmenin saygınlığının korunmasında doğru bir tutum olacaktır.
