Yakınlarımızla Olan İmtihanlarımız Üzerine
Misafir
Merhabalar. Bugün yakınlarımızdan yediğimiz ağır darbelerin ve üzerimizdeki farklı etkilerin üzerine yazacağım. İyi okumalar. Hayat boyu çok çeşitli süreçlerden geçiyor, onlarca farklı imtihana tabi oluyoruz. Bu imtihanlar esnasında da çevremizde insanlar oluyor. Bazen hiç kimsenin yanımızda durmayışıyla daha iyi tanıyoruz onları, bazen ise en zor anımızda uzanan yardım eliyle. Hoş, ben bu konuya biraz depresif yaklaşıyorum. Bence insanların içindeki empati, anlayış, destek olabilme gibi yetiler günden güne köreliyor. İnsanlar gittikçe daha benmerkezci, daha bencil oluyorlar. Ne olursa olsun hayatımız bir insan çemberinin etrafında yaşanıyor. Kimi bu çemberi geniş tutuyor, kimi içindekileri sürekli yeniliyor, kimiyse hayat boyu konfor alanından dışarı adım atmak istemiyor. Sahi nedir bu konfor alanı? Bundan ayrı bir yazıda bahsedeceğim ama kısaca yorumlamam gerekirse insanların alıştığı bir alan oluyor. Alıştıkları yüzler, alıştıkları rutinler ve aslında alıştıkları bir düzen. İşte bu düzeni değiştirmeye herkesin cesareti olmayabiliyor. O içinde bulunduğu evin camından belki dışarıya özlem duysa da kapıdan çıkmıyor veya çıkamıyor. Neticede insan, çeşit çeşit alanlarla ve çeşit çeşit insanlarla bu çemberi kuruyor. Ailelerimiz, eşimiz, dostumuz, akrabamız bunun temel unsurlarıdır. Bu çemberin içindekiler yakınlıklarımıza göre sıralanıp giderler. Kimi zaman listenin başını çeken isimlerde değişiklikler meydana gelse de verilen hasarın sıralaması genelde stabildir. En yakınlarınız, en çok canınızı acıtanlardır. Onlardan gelen darbe dışarıdan gelenden daha bir başka incitir, daha bir başka acıtır. Üstelik insanın sevdiğinden gelen darbe karşısında vereceği tepkiler de dışarıdakilerle aynı olamaz. Bağırırsa daha bir farklı, kırılırsa daha bir başka kırılır. Kırılmak zaten başlı başına çok zor bir his. Tarifi de etkileri de çok zor. Kızgınlık geçiyor belki ama insan bir kez kırılırsa yakınına, ondan yerse ağır bir darbe, bunu aşmak çok daha zor oluyor. Aslında bu ağır sınavlara yakın olmadığımız kişiler tarafından da tutulabiliyoruz ama onların bıraktığı etki daha hafif oluyor. "Nasılsa eldi, beklenirdi." deyip içimizi bir nebze olsun soğutabiliyoruz. Ancak mevzu yakınından yediğin bir darbeye geldiğinde yaşantıda da farklı tesirleri açıkça görülebilir oluyor. Herkes bu ağır ve ağrılı süreçlerle farklı şekillerde başa çıkmaya çalışıyor. Bazı insan uyuyarak unutmaya çalışıyor, bazısı görmezden gelerek, bazısı bağırarak, bazısı ise çözemeyeceğini anlayınca sadece susarak. Ben de son gruba dahilim diyebilirim. İnsanın vücudu bile yaşadıklarına bir tepki geliştirebilir. Bir ağrı, bir hastalık birden cereyan edebiliyor bu durumlar karşısında. Eklemem gerekir ki olay ne olursa olsun durum çok zor. İnsan yakınındakinden gördüğünü dışarıdan görmüyor. En sevdikleriniz size en ağır imtihanlar olabiliyor. Buna da ister kaderin oyunu diyelim ister bahtımızın karası, yorumu bize düşüyor. Çözümleri de bir başka oluyor yakınlarla yaşanan sorunların. Bir özür yeterli oluyor bazen. Aslında yeterli olan şey o özür değil tabii; arka plandaki onca anı, onca hatıra ve o sevgi, özürden artanları doldurmakla mükellef. Bazen ise özürlerle ve arka planıyla sineye çekilemeyecek kadar canı yanıyor insanın. O zaman ne yapmalı? Affetmek büyüklüktür, küslük hoş değildir gibi öğütlerle burayı donatmak kolayı. Lakin işin aslı böyle mi, bunu kendi başımızdan pay biçerek düşünmemiz lazım. Ben böyle ağır şeyler yaşadığımda genelde bir yöntem kullanıyorum ve işe de yaradığını düşünüyorum: Zamana bırakmak. Bir şeyler kimi zaman gerçekten akışın içine ve yolun götürdüğü yere bırakılmalı diye düşünüyorum. Çünkü çözüme ancak böyle kavuşuluyor. Çözüme kavuşmadığına inandığınız konuları da tekrar bir gözden geçirin isterim. Belki de çözülmedi sandığınız durumun çözümü böyle olmuş olmasıdır. Herkese ve özellikle yakınlarınıza fevri değil sakin, çözümcül yaklaşmaya çalışın. Size uyup uymamak da karşı tarafın değerini göstersin ve ona kalsın. Görüşmek üzere.
Furkan Kavuş
Göl Anadolu Lisesi