Başkalarını Gözetleme
Serap Oruç
İnsanların aralarından bazıları, kendinde görmeye katlanamadığı bir kusuru başkasında gördüğünde acımasızca büyütür. Dünya hırsları, rekabet kültürü ve modern çağın getirdiği "başkalarını gözetleme" hastalığı, bizi ne yazık ki kendimize yabancılaştırdı. Sabah uyandığımız andan itibaren ekranlarda, sokakta ya da iş yerinde sürekli seyrettiğimiz bir "başkası" var. Başkalarının ne giydiği, ne söylediği, nasıl hata yaptığı ve nerede bocalladığı... Hayatımızı adeta başkalarının defolarını, hatalarını toplayan birer kusur koleksiyoncusu gibi yaşıyoruz.
Oysa asırlar öncesinde İbn Abbas (R.A.), insan ilişkilerinin en hassas dengesine parmak basarak şöyle dermiş:
“Arkadaşlarının ayıplarını zikretmek istediğinde kendi ayıplarını hatırla.”
Bu söz, sadece ahlaki bir tavsiye değil, aynı zamanda kendi kusurlarımızı fark edebilmemiz için muazzam bir hatırlatmadır. İnsan, doğası gereği kendi kusurlarına mantıklı kılıflar uydurmaya meyillidir. Kendimiz yalan söylediğimizde "şartlar öyle gerektirdi" deriz, ancak bir başkası söylediğinde onu "yalancı" ilan ederiz. İbn Abbas, bir başkasının ayıbını dilimize dolamadan önce zihnimizin kilitli odalarına girmemizi istiyor. Eğer bir insan, başkasını eleştirmeye yeltendiği o ilk saniyede dönüp kendi kusurlarını, gizli günahlarını ve zaaflarını hatırlasa, o yıkıcı eleştiri cümlesi boğazında düğümlenir. Dili susar ve vicdanı konuşmaya başlar.
Ebû Hüreyre (R.A.) bu durumu bize şöyle özetler:
“Kardeşinizin gözündeki ufak çöpü görür, fakat kendi gözünüzdeki koca çubuğu görmezsiniz.”
Peki, neden kendi kusurlarımıza karşı bu kadar kör, başkalarına karşı bu kadar dikkatliyiz? Başkasının hayatındaki en ufak bir kusur bizim gözümüzde dağ gibi büyürken; kendi hayatımızı mahveden, karakterimizi kemiren koca koca kusurları görmezden geliriz. Gözünde koca bir odun taşıyan insan, o odun yüzünden zaten sağlıklı göremez. Kendi körlüğünü fark etmeyen kişi, başkasının gözündeki tozu temizlemeye çalışan bir cerrah gibidir; iyileştirmek bir yana, sadece zarar verir. Başkalarının hatalarını mikroskopla inceleyenlerin, kendi hatalarını teleskopla bile görmekten aciz olması, insanoğlunun en büyük yanılgısı değil mi sahi?
Gerek İbn Abbas’ın gerekse Ebû Hüreyre’nin işaret ettiği bu durumu, Hasan-ı Basri (RAH.) ise şöyle teşhis etmiştir:
“Ey âdemoğlu! Sende bulunan bir ayıpla başkasını ayıplamayı terk etmediğin ve o ayıbını düzeltmeye çalışmadığın müddetçe imanın hakikatine eremezsin. Bunu yaparsan o ayıbını ıslah eder, kendi nefsinin eksikleriyle uğraşırsın. Allah (C.C.) katında en sevimli kullar böyle kullardır.”
Hasan-ı Basri, meselenin sadece "iyi bir insan olmak" değil, "imanın hakikatine ermek" olduğunu söyler. Yani biçimsel bir inancın ötesine geçip dinin özünü kavramanın yolu, başkasının açığını aramayı terk etmekten geçer. Bu bir nefs yönetimidir. Bir insan nefsini ve vaktini başkalarını kınamak, dedikodu yapmak ya da yargılamak için harcadığı sürece kendini inşa etmeye vakit bulamaz. Ne zaman ki bakışlarımızı dış dünyadan çekip kendi içimize çeviririz, işte o zaman gerçek "ıslah" başlar. Zira kendi bahçesindeki ayrık otlarını temizlemekle meşgul olan bir bahçıvanın, komşusunun bahçesindeki kurumuş yapraklarla uğraşacak zamanı yoktur.
Toplumsal olarak iyileşmemizin tek yolu, bu üç büyük zatın işaret ettiği "kişinin kendine dönüş" davranışıdır. Bir toplum, bireyleri birbirinin açığını arayıp bunu koz olarak kullandığında çürür; ancak herkes kendi kusurunun farkına varıp onu düzeltmeye çalışırsa olgunlaşır, güzelleşir.
Hasılı, etrafımızdaki insanların hatalarını listelemeyi bir kenara bırakalım. Aynanın karşısına geçelim ve şu soruyu kendimize soralım: “Başkalarında nefret ettiğim hangi kusur, aslında benim içimde bir yerlerde gizli?”
Unutmayalım ki insanın en çok tanıması gereken kişi başkaları değil, kendisidir. Zira ömrümüzün hesabını başkaları vermeyecek. Kabirde bize başkalarının kusurları sorulmayacak. Mahşerde insanların eksikleri değil, kendi amellerimiz önümüze konulacak. Buna rağmen ne gariptir ki hayatımızın büyük kısmını başkalarının yanlışlarıyla meşgul olarak geçiriyoruz.
Kendi kusurlarını, eksiklerini bilip haddini anlayan ve kendini düzeltmek için sessizce emek verenlerden olabilmek dileğiyle. Saygılar.