Serap Oruç

Güven Tahribatı

Serap Oruç

İçinde yaşadığımız bu dönem, fiziksel yıkımlardan ziyade görünmez bir enkazın altında can çekişiyor: güvenin enkazı. Sokakta yürürken, haberleri izlerken ya da birinin gözünün içine bakarken içimizde o soğuk ve ürpertici soru her geçen gün daha da derinleşiyor: “Güvenmeli miyim?” Çünkü ne tarafa dönsek aynı duvara çarpıyoruz: güven tahribatı. Bu soru, şüpheden kaynaklı değil; toplumsal bir enkazın belirtisi, ne yazık ki. İnsanların içindeki saf ve insani dürtü olan “yardım etme” isteği, her defasında bir duvara çarpıp yaralanıyor. Bir el, diğerine uzanırken tereddüt ediyorsa; bir kalp, bir başkasının acısına merhem olmak isterken “Acaba kandırılıyor muyum?” diye duraksıyorsa, orada toplumun omurgası bozulmuş demektir.

Bu bozulma, sadece kurumlara olan inancı yok etmiyor; insanı insana yabancılaştırıyor, bizi kendi yalnızlığımıza hapsediyor. Bizi bu noktaya getiren şey, kötülüğün gücü değil; bizim kötülüğe açtığımız sonsuz hoşgörü alanıdır.

Tam da bu noktada, Lev Tolstoy’un adeta bugünleri anlatan sözünü hatırlıyorum. Şöyle der: "Kötüler, kendilerine tahammül edildikçe daha çok azarlar.” Bizler, “Bize dokunmayan yılan bin yaşasın.”, “Bizim konforumuz bozulmasın.” dedikçe; usulsüzlüklere, riyakârlıklara, inanç sömürüsüne sessiz kaldıkça kötülüğü besledik. Kötülük, ona gösterilen her müsamahayı bir meşruiyet alanı olarak gördü ve daha da arsızlaştı. Bugün karşılaştığımız arsız, yüzsüz ve sınır tanımaz yozlaşma; dün bizim görmezden geldiğimiz ufak tefek ahlaksızlıkların devasa boyutlara ulaşmış hâlidir. Kötülüğe tahammül etmek de maalesef aynı suç ortaklığına dâhil olmaktır.

İyiliğin ve dayanışmanın adresi olması gereken vakıfların, derneklerin insanları birleştirmek yerine bölmesi; bir başkasının acısının ve o acıyı dindiren yardımın kirli bir siyasi malzemeye dönüştürülmesi, bu çürümenin en uç noktasıdır. En kutsal değerler, birer pazarlama stratejisi ya da güç devşirme aracına indirgendi. Yaşar Kemal, bu organize çürümeyi ve doğrunun trajedisini şu sözlerle ortaya koymuştu: “Yalanın gücü, doğrunun güçsüzlüğünden değildir. Yalan teşkilat kurmuş, doğru yalnızdır. Yalanın geleneği var, doğrunun her gün yeniden yaratılması gerek.”

Bugün yardımlaşma adı altında dönen kirli çarklar, siyasi hesaplar ve samimiyetsizlikler tam da Yaşar Kemal’in bahsettiği o “teşkilat kurmuş yalanın” birer parçası. Vakıfların ve derneklerin toplumu birleştirmesi, yaraları sarması gerekirken; insanları kutuplaştıran, yapılan iyiliği bir diğerini ezmek için siyasi malzemeye dönüştüren araçlara dönüşmesi bundandır. Yalan örgütlüdür, gelenekseldir ve çok ses çıkarır. Doğru ise sessizdir, gösterişsizdir ve her gün, her birimizin vicdanında yeniden yaratılmak zorundadır.

Yalan, hazır şablonlarla ve gürültüyle kitleleri peşinden sürüklerken; doğrunun var olabilmek için her sabah yeniden, büyük bir emekle, tırnaklarla kazınarak inşa edilmesi gerekiyor. Peki, bu devasa güvensizlik girdabının faturası kime kesiliyor? Vakıfları kendi çıkarları için kullanan muktedirlere mi? Güveni suiistimal eden sahtekârlara mı? Yoksa iyiliği siyasi bir ranta dönüştürenlere mi? Hayır. Onlar, her devrin ve her sistemin korunaklı limanlarında lüks içinde yaşamaya bir şekilde devam ediyor. Gerçek faturayı; bir kap sıcak çorbaya muhtaç olan yetim çocuklar, ilacını alamayan yaşlılar, başını sokacak bir çadır arayan afetzedeler ve bir sonraki gününü nasıl çıkaracağını bilmeyen çaresiz insanlar ödüyor. Bizim “Kime güveneceğiz?” diyerek cebimize geri koyduğumuz her kuruş, onların hayatından çalınan bir parça umut oluyor. Biz kötülere kızıp dünyayı cezalandırmaya çalışırken, aslında sadece masumları cezalandırıyoruz.

Bu yüzden güvenimizi çalanlardan intikam almanın yolu, iyilik yapmaktan vazgeçmek değildir. Aksine, iyiliği o kirli ellerin tekelinden kurtarmaktır. Sorgulayacağız, denetleyeceğiz, hakkımızı arayacağız ve gözümüzü bir an bile kırpmadan kötünün yüzüne kötülüğünü çarpacağız. Ne olursa olsun, içimizdeki merhamet ve güven kaynağını kurutmayacağız.

Eğer yalan teşkilatlıysa, doğrunun yalnız ama onurlu sesini her gün yeniden yaratmak bizim varoluş borcumuzdur. Zirâ iyilik geri çekilirse, dünya kötülüğe sessizce boyun eğenlerin cehennemi olacaktır. Saygılar.

Yazarın Diğer Yazıları