Ben Bu Cihâna Sığmazam
Serap Oruç
Zamanın büyük Türk şairi ve Azerbaycan edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan, Hurûfîliği ile bilinen mutasavvıf şair Seyid Ali İmadeddin Nesimi bir şiirinde şöyle der:
“Bende sığar iki cihân, ben bu cihâna sığmazam. / Cevher-i lâmekân benim, kevn ü mekâna sığmazam.” 14. ve 15. yüzyılda yaşadığı bilinen şair, bu cümlesiyle içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda bile insanı durdurup düşünmeye adeta mecbur bırakır.
Bazen bir cümle, sayfalarca yazıdan daha etkilidir ve birçok şeyi anlamamızı sağlar. Nesimi’nin bu cümlesi de böyledir. Zâhiren bakılırsa bir şiir mısrasıdır; ancak bâtınî olarak bakılabilirse, üzerine düşünülebilirse insanın varlığına, kalbine ve anlam arayışına dair derin bir hakikati fark ettirir. İnsan bu sözün karşısında düşünmek için yola çıkar ve kendine şu soruyu sormaya başlar: Ben gerçekten yaşadığım dünyadan mı ibaretim, yoksa içimde yaşattığım dünyadan mı ibaretim?
Neredeyse hepimiz kendimizi yaşadığımız dünyanın ölçülerine göre şekillendiririz.
Kim olduğumuz; soyadımızla, mesleğimizle, kazandığımız parayla, yaşadığımız şehirle ve sahip olduğumuz eşyalarla ölçülür. İnsan kendini adeta bir kimlik kartına sığdırmaya zorlar ve bu şekilde kendini büyüttüğünü zanneder; oysa ki küçültür. Çünkü insan büyüklüğünü sadece anlamdan alır. İnsan kalbi yalnızca maddeyle şekil almaz ve tanımlanamaz. İnsan ruhu daha yüksek bir şekil ve anlam arar; içinde yaşadığı dünyaya ait olmayan bir şekil, bir anlam. Anlamı bulanlar ya da anlamı bulmak için yola çıkanlar, bütün hayatı sürgündeymiş gibi geçenlerdir ve yüzyıllar sonra bile tanımlayabildiklerimizdir.
Zira “Bende sığar iki cihân” sözü, insanın büyük bir hakikatin taşıyıcısı olduğunu bizlere hatırlatır. Bir yanımızda madde âlemi, bir yanımızda mana âlemi… Bir yanımızda gördüğümüz somut ve açık olan dünya, diğer yanımızda kalbimizin derinliklerinde taşıdığımız görünmeyen, gizli dünya.
Belki de bu yüzden bazen hiçbir yere sığamaz gibi hissederiz.
Tek başına oturduğumuz bir odada zihnimizle ve ruhumuzla dünyayı dolaşırız. Bir anlık düşünceyle geçmişe gider, küçük bir hatırayla çocukluğumuza döner, bir hayale yaslanıp geleceğe uzanırız. Kendimizi kendimizden çıkarsak nereye gideceğimizi bilemeyiz; kabuğumuza sıkışmış bir hâle geliriz. Kendi hakikatimizi dert etmedikçe, içinde yaşadığımız dünyanın şeklini almaya çalıştıkça, içimizde yaşattığımız dünyanın anlamını da kaybederiz ve “Dünya bizi görmedi.” demeye yöneliriz.
Bir şiir mısrasının bile ne işe yaradığını merak etmeyiz ve bize ne söylediğini bilemeyiz. İki cihanı içimize sığdırırız da hiçliğimizi hiçbir cihana sığdıramayız. Hâsılı, sahici bir sığınak bulmak; gizlediğimizi ve açığa vurduğumuzu bilenle sağlam bir bağ kurmakla olacaktır. Bizi ait olduğumuz yere ulaştıracak olan sadece O’dur. Saygılar.