Dünyada Tükenmez Murat Var İmiş
Serap Oruç
Eski türküleri dinlerken üstü örtülü bir gerçeklik siniyor insanın üzerine; dünyanın hengâmesini çatlak testiye su doldurmaya benzetiyorum ve dünya için olan bütün hengameleri kuyunun başında ömür eksiltmeye benzetiyorum bazılarını dinlediğim anlarda.
İnsanı sessizleştiren, içine kapatan bir tarafı var üstelik eski türkülerin. Kendimizden kaçmadan, kendimizle karşılaştırıyor bizi. Yanlı insanların kalabalığında yalnızlığımızı paylaşıyoruz sanırım birazda.
Âşık Veysel’in kaleminden süzülüp, dilinden dökülen şu dizeleri de her dinlediğimde adeta ruhumda bir kuş kanat çırpıyor gibi hissediyorum. Kendi hakikatimi dert ettiriyor bana. Allah için ne yaptım değil, Allah için ne yapmadım diye kendimi sorgulamama vesile oluyor yaşam sürecimde. Zira mânâları çok derin...
"Dünyada tükenmez murat var imiş
Ne alanı gördüm ne murat gördüm
Meşakkatin adın murat koymuşlar
Dünyada ne lezzet ne bir tat gördüm
Ölüm var dünyada yok imiş murat
Gün be gün artıyor türlü meşakkat
Kalmamış dünyada ehli kanaat
İnsanlar içinde çok fesat gördüm
Nuşirevan-ı Âdil nerede tahtı
Süleyman mührünü kime bıraktı
Resûl-i Ekrem’in kanunu hattı
Her ömrün sonunda bir feryat gördüm
Var mıdır dünyaya gelip de kalan
Gülüp baştan başa muradın alan
Muradı maksudu hepsi bir yalan
Ölümü dünyada hakikat gördüm
Dönüyor bir dolap çarkı belirsiz
Çağlayan bir su var arkı belirsiz
Veysel neler satar narhı belirsiz
Ne müşteri gördüm ne hesap gördüm"
Sürekli bir eksiklik, sürekli bir arayış, her şeyin en mükemmeli senin olmalı, en güzel görünen en başarılı olan da sen olmalısın diyor sürekli birileri. Tamamladığını sandığın her anın, her şeyin yeni bir eksiğin başlangıcı oluyor oysa...
Neden yorulduğumuzu bile bilmeden yoruluyoruz? Nereye ulaştığımızda mutlu olacağımızı bilmeden koşuşturmaktan dermanımız kalmıyor. Kendi canımızı bile emanet taşırken elimizle tuttuklarımıza benim diyoruz arsızca. Benim olmalı, ben sahip olmalıyım, ben daha çok kazanmalıyım diye de devam ediyoruz...
Sahip olduklarımız yeterli gelmiyor, sahip olamadıklarımızla kendimizi tanımlıyoruz. Hiçbir şey yetmiyor. Yetmediği için daha fazlasını istiyoruz. Daha fazlasını istedikçe daha çok kaybediyoruz. Ancak bunu fark ettiğimizde iş işten geçmiş oluyor çoğu zaman.
Şuurlu zamanlarımızda şuursuzca ziyan ettiğimiz zamanlarımızı, dostlarımızı, arkadaşlarımızı, sevdiklerimizi, hatırlatıyor yaşam bize, sonra anlamadığımız; daha doğrusu işimize gelmiyor diye anlamaya çalışmadığımız her şey ve herkes için mahcup olup hüzünleniyoruz, belki biraz da kahroluyoruz.
Hasılı henüz vaktimiz varken kendi dışımıza çıkıp kendi muhasebemizi yapanlardan olalım. İnsanın hayra da şerre de meyyâl olduğunu sık sık hatırlayalım. İnşallah hayra meyyâl olanlardan olalım. Saygılar.