Kendiliğimizi Göstermek İçin
Serap Oruç
Akıl, yürek ve omurga…
İnsanı insan eden üç temel unsur. Bu üçünden birini kullanmayan, işine geldiği şekilde kullanan ya da kişiye göre kullanan, insan ilişkilerindeki bütün dengeleri bozar.
Bir duruşa, kimliğe, ağırlığa ve en önemlisi merhamete sahip olmayan ya da sahipmiş gibi rol yapan; sadece kendi sınırını ve çıkarını koruyan, ilişki içerisindeki insanlara karşı ise her türlü sınırı aşan, çıkarları doğrultusunda her şeyi mübah gören bir insan türüdür. Yani mesele, insanın bu unsurlara sahip olması değil; bunları doğru, ahlaklı ve adil ölçülerde kullanabilmesidir. Sadece kendini kurtarmak için aklını kullanıyor olması kişiyi akıllı yapmaz; aksine saygısız ve kurnaz bir aklın taşıyıcısı yapar. Bir de yüreksizlerin, gerçek yüreklilere susarak kendilerini üstün zannettirme gayretleri vardır: “Ben susuyorum, demek ki ben olgunum; sen de sus.” Hayır, sen susma. Zirâ her susuş olgunlukla ilgili değildir. Bazı hallerde susmak, yüreksizliğin geliştirdiği sorumsuzluğun, çıkar ölçüsüne uydurulmuş bir kılıfıdır.
Bir şeyin bedelini, ölçüsünü kaçırmadan göze alabilenler ve çıkarı olmayanlara da omuz verebilenler, gerçek yüreklilerdir.
Omurga ise insanın rüzgâra göre eğilmeme, bükülmeme kararlılığıdır. Bedeli her ne olursa olsun, doğru bildiğinden ve doğru olandan vazgeçmemesidir. İnsanı insan yapan, karakter sahibi kılan; rüzgâra göre yön değiştirmeden dimdik durmasını sağlayan şeydir bu.
Şair Nâbî’nin sözünü hatırlıyorum. Tam da burada, mevzu akıl, yürek ve omurga olunca şöyle diyor:
“Çok görmüşüz zevâlini gaddâr olanların,
Fırsat hengâmında dil-âzâr olanların.”
Zalim olanların ve ellerine fırsat geçtiğinde gönül kıranların yok olup gittiklerini çok gördük. Hasılı bu söz; aklını, yüreğini ve omurgasını kimsenin gönlünü incitmeden, zihnini bulandırmadan, huzursuz etmeden ve sorumluluktan kaçmadan kullananlardan olmamızı öğütler. Doğru yerde doğru tavrı alabilmemiz ümidiyle…
Akıllı olalım ancak kurnaz değil; yürekli olalım ancak zalim değil; omurgalı olalım ancak kendimizi göstermek için değil, kendiliğimizi göstermek için. Aklıyla hakikati gören, yüreğiyle o hakikate sahip çıkar; omurgasıyla da o hakikatin bedelini öder vesselam.
Saygılar.